Birlik ve Beraberliğimizi Çekemiyorlar

İnsanın organları felç olursa o insan için hayatın zorluğunu tahmin dahi edemezsiniz. Kalplerin felç olması var ki bu, insanın, insanlığının ölümü demektir. Hala duygulanabiliyor, acıları hissediyorsanız ölmemiş, felç olmamış bir kalbiniz var demektir. Çünkü bu hissiyat imanın vücuda büründüğünün, insanın imtihanı kazandığının bir göstergesidir aynı zamanda.

Peygamberimiz Müslümanları bir binanın tuğlaları kadar bir birine tutunan, bir vücudun uzuvları kadar birbirine yardımcı olan, birinin ötekinden ayrı olmasının mümkün olmayacağını düşünen bireyler olarak göstermiş; bir uzva bir diken batınca onun acısını bütün vücudun hissedeceğini bildirmiştir. İslam’ın bu kardeşlik anlayışı insanın merhametini canlı tutan, değer gamlığını besleyen, başkalarına yardımı hayat düsturu haline getiren çok önemli bir kriterdir.

Gözünüze çöp kaçsa, yaş gelince uzanır  el o gözü silmek için. Ayak, ağrıyan baş, sızlayan mide için kapı kapı dolanır. El midenin doyması telaşında… Dişler, ağız aynı hedef için çalışıp durmakta. Dil en güzel ifadeleri seçer bir derde merhem olmak adına… İşte bir bedenin uzuvları kadar birbirine yakın olan milletimizin bu ruhu ve heyecanı tarihte yaşanmış nice sıkıntılarla kendini gösterdiği gibi, doğal afetlerde kendini göstermiştir.

Malumunuz Elazığ’da ki deprem acılarımızı yeniledi. Depremler bir millet için en ağır imtihanlardandır, bu sadece depremi yaşayanlar için değil, herkes için imtihandır. Adeta Elazığ’daki acılarla yüreklerimiz test edildi. Orada, enkazın altında ki kardeşimizin üzerinde ki ağırlığı hissettik. Ağlayanla ağladık, gülenle güldük. Bir ümitle nefeslerimizi tuttuk; çıkarılan kardeşlerimiz için içimiz içimize sığmadı sevincimizden. kelimeler boğazımıza dizildi bazen… Yutkunup durduk. Ümidin tükendiği yerde ellerimiz yanımıza düşüverdi bir anda. Ölülerimiz için hep beraber saf bağladık, ağıtlar yaktık, dualar okuduk. Evet, biz buyduk; olduğumuz gibiydik. Yani rol yok, senaryo yok, tiyatro asla… Bizi biz eden farklı kılanda olduğumuz gibi görünmek değimliydi zaten?

Renklerimiz kabilelerimiz memleketlerimiz soyumuz sopumuz, ırkımız farklı olsa da derdimiz birdi o gün.

Bunu herkes gördü: Depremden kısa bir süre sonra milletiyle, devletiyle herkes seferber oldu. Partilisi, partisizi, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i, bütün STK’lar ellerinden gelen gayreti en azami derecede gösterdiler ve göstermeye devam ediyorlar.

Evini, yazlığını depremzedeler için açtığını, arabasını tahsis edeceğini ilan edenden tutun, çeyizini bağışlayan gelinlik kızımıza; kumbarasında biriktirdiği harçlığını veren küçücük yavrumuzdan tutun malıyla parası puluyla, her şeyiyle yardımcı olmak isteyenlere kadar adeta birbirleriyle yarışan nice insanlar oldu.

 Dernekler, vakıflar tırlar dolusu yardımlarla hemen deprem bölgesine intikal ettiler. Gecenin ayazında okullar, spor salonları, camiler açıldı; GYS operatörleri bedava dakikalar, internet paketleri tahsis etti. Belediyeler ivedilikle yardım kampanyası başlattılar, yetkililer en üst düzeyde depremin duyulduğu andan itibaren bütün kurumlarıyla seferber oldu. Depremzede insanların, bir Bakan’ın ve Cumhurbaşkanı’nın omzuna başını koyup beraber ağlaşmalarını görünce “Biz buyuz işte” diye haykırmak, avazımız çıkıncaya kadar bağırmak geldi içimizden.

“Suriyelilere taş atıyoruz ya!“Komşum Mahmut ismindeki Suriyeli çocuk beni çıkarmak için elleriyle enkazı kazdı. Kan revan içerisinde ki ellerini gördüm” diyen depremzede tefrikaya sebep olanların tokat gibi suratına çalıyor. Belki Suriyeli Mahmut bundan sonra komşusu olamayacak ancak iyileşince ilk işi onu bulmak olacakmış… İnadına ve ısrarla devam eden bu kardeşliği hangi depremler yıkabilir, söyleyin?


Yaşı bir hayli ilerlemesine rağmen enkazın altından çıkarılırken yeleğini başına örtüp saçının görünmesini dahi istemeyen iman abidesi nineyi gördükçe bizi asıl yıkanın inançsızlık olacağını görmemezlikten gelebilir miyiz?

Üzerine yıkılan kolonların altında hala namazı düşünecek kadar şuurlu insanlarımızı kim bu sevdadan vazgeçirebilir?

Kurtarma ekibinden bir bayan kardeşimizin enkaz altında ki kardeşimize bazen Türkçe bazen “holti… holti(Teyze) de” diye Kürtçe hitap etmesi, ne kadar güzel anlaştığımızı göstermiyor mu?

Başka bir kardeşimiz şöyle anlatır enkaz altında ki kucaklaşmayı: “Eşimin üzerine kapı düşmüştü benim ayaklarımın üzerine büyük bir kolon. Ne yapabilirdik o anda bir birimize sarılmaktan başka? Sıkıca tutunduk hiç olmadığı kadar. Ve bizi enkazın altından çıkardılar.”

İşte bugün ve her zaman birbirimize sıkıca tutunma zamanıdır. Bizden birileri bizi aydınlığa mutlaka çıkaracaktır. Acılar paylaşıldıkça azalıyor. Çünkü o acılar hepimizin acısı. Elazığ’da olan bir acı taaa Edirne’de hissediliyor, Erzurum’da olan bir derdin ağrısı İstanbul’da, İstanbul’da ki bir felaketin yankısı Trabzon’da duyuluyor…

 Ancak bu bünyeye dar gelen, bu vücudu kabullenmemiş, başkalaşmış; ruhunu vicdanını hissiyatını kayıp etmiş birlik ve beraberliğimize bir virüs gibi çöreklenmiş insanlarda yok değil. En açık bir ifadeyle; böyleleri Çekemiyorlar bizi, birliğimizden korkuyorlar. Korkutuyoruz, bazılarını! Ne zaman bir felaket olsa safları sıklaştıran, güç birliği yapan bu millete tahammül edemeyenler havayı bulandırma, ortamı germe kaos ve kargaşa çıkarmanın peşindeler. Akbabalar gibi ölülerin yanı başında bekliyorlar, kurtlar gibi sisli havayı fırsat olarak görüyorlar. Ne olursa olsun Huylu huyundan vazgeçmiyor. Alışkanlıklarını bir türlü terk edemeyen bu güruh acılar üzerinden yetkilileri karalayarak algı operasyonlarıyla tarafgirlik pervasızlığına soyundular.

 Birisi kalkıyor farklı zamanda, tamirde olan bir hastane fotoğrafını göstererek felaket tellallığı yapıyor. Biri kalkmış utanmadan Elazığ’da ki felaketi seçimde ki tercihe bağlıyor. Bazı ahlaksızlar ise depremzede kardeşlerimiz için ağza alınmayacak sözler sarf etmekten çekinmiyor.
Başka birilerinin, felaketi doğrudan işlenen günahlarla irtibatlandırması da hiç masum ve yerinde bir davranış değil elbette ki.

Tonlarca enkazın altında “nasıl öleceğiz” sorusuna nasıl bir cevap verilebilir söyleyin bakalım hiç bu kadar ağır bir soruyla karşılaştınız mı?

Oturduğu kafede, masa başında mesajlarla bu milletin birliğine değerlerine kurşun sıkan, kalpsiz, duygusuz mahlûklar, acı nedir, keder nedir bilir misiniz siz?

Bir anda her şeyinizden olmak, en yakınınızı kayıp etmeyi hiç tadınız mı?

Vatan, millet bayrak, din diyanet ne anlama gelir, nereden bileceksiniz?

Herkes nefeslerini tutmuş enkazın altından bir ses duymak için beklerken siz bu millete karşı beslediğiniz kininizi kusuyorsunuz! 

Allah aşkına siz ne zaman adam olacaksınız, Söyleyin!

Siz kininizde boğulun, biz birbirimizi sevmeye devam edeceğiz unutmayın! https://www.dinigercekhaber.net/birlik-beraberligimizi-cekemiyorlar-makale,265.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir