FİTNE BELASI

Allah tarafından gelen bela ve musibet, azap ve buna benzer nefsin hoşlanmadığı şeylere ayrıca kullardan gelen zulmede fitne denir. Fitnenin en büyüyü insanın kendi nefsidir. Çünkü nefis her zaman insana kötülüğü emreder. İnsanın dostu gibi görünüp çeşitli hilelerle insana düşmanlık etmesi sebebiyle, ayrıca bütün kötülüklerin kaynağı olması nedeniyle nefis en büyük fitne sebebidir. Bu nedenle fitne ta Hz. ademden beri var olan ağır bir imtihandır. Dünyada insanların hiç ölmeyecek gibi yaşamaları, mal sevgisi, makam sevgisi, evladı iyal birer fitne vesilesi olabilir. Kalpte tohum şeklinde yer alan fitne zararlı olmaz iken o tohum filizlendirilmeye çalışılırsa sadece ferdi olarak değil, içtima-i olarak da tahribatlara sebep olabilir. Fitnenin yer bulduğu, kendisine hareket alanı tanınan ortamlarda hak ile batılı ayırmanız zorlaşır, İslam’ı anlatmak dahi fayda sağlamaz. Fitnenin en büyük tahribatı; birlik ve beraberliği yok etmesi, insanların arasını bozması, din ile insanların arasını açması, Müslümanların dini yanlış tanımalarına, dinden olmayan şeyleri dindenmiş gibi algılamalarına sebep olmasıdır.
Fitne ateşi uyuyan bir dev gibidir, uyandırmaya gelmez. Fitne hem yakıcı hem yıkımı ağır olan bir kötülüktür. Hayatın nizamını yerle bir eder. Toplumun huzurunun altına konmuş atam bombası mesabesindedir. Bu ateş alevlenince insanların birbirlerine karşı hoşgörüsünün kayıp olmasıyla kalmaz, hak ve hakikate karşı teslimiyette daralma, kul hakkındaki insani ve İslami bakışlarda da şeffaflık ve iyi niyet kayıp olur gider.
Peygamber efendimiz: “Fitne uykudadır uyandırana lanet olsun” diye beddua etmiştir
Kuranı kerimde de: “Fitne adam öldürmekten daha kötüdür” (Bakara,191) buyurmuştur
Öyle fitneler zuhur ediyor ki insanların hayatlarını ellerinden almaktan daha kötü durumlarla karşılaşıyorsunuz. Fitne özellikle İslam ile ilgili, onun değerlerini aşındıracak, onun naslara dayanan emirleri hususunda kuşku uyandırılacak durumdaysa insanın sadece bu dünyasını değil ahretini bile mahveder. Buda ölümden beter bir durumdur. Peygamber efendimiz ahir zamanın fitnesiyle ilgili bizi uyarmış:
“Kıyamette önce karanlık gece parçaları gibi fitne zuhur edecektir. O esnada kişi mümin olarak sabahlar akşama kafir çıkar. Mümin olarak akşamlar sabaha kafir çıkar fitne esnasında oturan ayakta olandan daha hayırlıdır. Yürüyen koşandan daha hayırlıdır” (Tirmizi)
Bu durumda herkesin pasif olması gerekir anlaşılmamalı. Bilmediğimiz dini meselelerde konuşmamalı. Dini bilgilerimizi sağlam ve doğru kaynaklardan yenilemeliyiz. İnsan çoğu zaman konuşmayı sever aslında bu onun tatminini suni bir şekilde sağlar. Halbuki çoğu kez susmak daha hayırlıdır. Bilmediğimiz bir şeyin peşine düşmek tahribatlara sebep olabilir.
Kulaktan duyma, doğruluğu teyide muhtaç bir meseleyi duyduğumuz veya anladığımız şekliyle “İslam bunu emrediyor” anlayışıyla yaymak emri bil maruf değil, fitnenin tohumunu
serpmek anlamına gelir.
Kazandığımızı veya mükafata nail olduğumuzu düşündüğümüz bir anda kayıp etmiş oluruz. İslam adına yola çıkarak bunu yaptığımızdan da İslam’a zarar vermemiz söz konusudur.
Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
“Her duyduğunu başkasına aktarmak kişiye yalan olarak yeter” (Müslim)
Yüce Allah buyuruyor ki.
“Hakkında bilgin olmayan şeyin peşine düşme, çünkü kulak, göz ve kalp bunların hepsi yaptığından sorumludur.” (İsra,36)
Özellikle fasık insanlar farklı gaye ve niyet taşıyan bozguncular, karanlık ve puslu ortamdan faydalanmak isteyenler olabilir. Neyin söylendiğinden ziyade bir mümin ferasetiyle, söyleyen insanın niyetini iyice bilmeliyiz. Başkasına söylerken o sözün faydasını ve zararını inceden inceye yapmalıyız.
Bu hususta yüce Allah bizi uyarıyor.
“Ey iman edenler şayet fasıkın birisi size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa fenalık ederinizde sonra ettiğinizden pişman olursunuz” (Hucurat,6)
Günümüz mamulünüz teknolojisi uzakları yakın etmiş, herkese ulaşma imkânını son derece kolaylaştırmıştır. Bu ilerleme kötü niyetli insanların dini ve milli hassasiyetlerin yıkımı ve fitne ateşinin körüklenmesi için bir fırsat olarak algılanmıştır. Zaten gerçek kaynaklardan beslenme alışkanlığı olmayan insanlar televizyon ekranlarında din adına söylenen her şeyi “doğrudur” anlayışıyla kabul ediyor, bezen dine ve diyanete karşı açılan savaşların bile kurbanı durumuna düşebiliyorlar. Dini meseleleri sorgulamayı bırak, dinin kendisini sorgular duruma geliyorlar. Televizyon ekranlarına baktığınız zaman birçoğunda İslam’la ve ahlakla uyuşmayan birçok programa ve propagandaya şahit oluyorsunuz. O pencereden adeta zehir akıtılıyor; hayatı öylesine farklı, bir o kadar islamdan uzak anlayışla lanse ediyor ki, evinde zor bela bir iki kelimeyle çocukların kalbine iliştirdiğiniz müspet şeyleri bile muhafazada zorlanıyorsunuz. Yaşadığımız ahir zamanda birisi çıkıyor kendisini methi ilan ediyor, başka birisi ticaretine İslam’ı alet etmekten çekinmiyor. Ahlaki yozlaşma, karmaşa, kargaşa dedikodu, hat safhada, eğlenme ve eğlendirme ahlaktan uzak olduğu oranınca ilgi görüyor. Bazı ünlülerin hayatları çocukların dillerinde tespih edilmiş adeta. Yabancı futbolcuyu tanıdığı gibi bir Müslüman çocuk, peygamberini tanımıyor. Filmleri, oyunları, dizileri, modayı takip ettiği kadar namazı takip etmiyor. Bu sefer hayatlarının orta yerine koydukları bu hayat anlayışında din diyanet, ibadet ve itaat, saygı ve sevgi istenilen seviyede yer etmiyor. Yani kısaca fitne ateşi herkesi yakıp kavuruyor. İçerisinde evlatlarımız yanıyor kardeşlerimiz yanıyor. Hayatlar yok ediliyor. Ne yapmalı o zaman işimiz zor lakin imkânsız değil.
Bir defa nerede ve nasıl hareket edeceğimizi bilmeliyiz. Yıkıldığımız yerleri imar etmeliyiz. Yanan ataşe benzin ile değil, su ile koşmalıyız. Birlik ve beraberlik içerisinde olmaya gayret etmeliyiz. Dinimizi öğrenmeli birlik beraberliği korumaya, kul hakkına riayet etmeye, elimize, dilimize, gönlümüze sahip olmaya, malumatımız olmayan şeyin peşine düşmemeye azami derecede riayet etmeliyiz. Bizi biz eden değerleri yeniden kalp tarlasına ekmeyi denemeliyiz. Kimseyi ötekileştirmemeli, insanlara ırkıyla, diliyle rengiyle milletiyle ve kabilesiyle değer biçmemeliyiz. Eviniz yanarken sen başı açıksın gelme sen bizim milletten guruptan cemaatten değilsin su taşıma, der miyiz? Demeyiz. Öyleyse acilen bu fitne ateşinden evlatlarımızı, eşimizi dostumuzu, kendimizi kurtarmak için bir şeyler yapmalıyız.
Selam ve dua ile…

Kayseri Anadolu Haber Gazetesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir