Çocuklara Camiyi Sevdirmeliyiz

Geleceğimizin teminatı olan çocukların eğitimi, bilgi donanımı, karekterlerinin sağlam bir şekilde oluşması, belli ve doğru fikirlerle kendilerine bir hayat anlayışı benimsemeleri çok önemli. Buda belirli yaşlarda mümkündür. Çocuk küçük yaşta dini eğitimi almaz ise farklı ve zararlı eğilimlerle ya da çocuksu heveslerle gelişi güzel, lakin sonuçları ağır kişiliklere bürünmeleri mümkündür. Bu nedenle çocukların zihinlerinin boş olduğu, buna rağmen her şeyi kolayca kavradıkları, özümsedikleri, küçük yaşlarda dini eğitimlerini, zaman geçirmeden vermek gerek. Hani derler ya; bir insan yedisinde neyse yetmişlinde de o dur. Yedisinde öğretemediğiniz, zihinlerine sokamadığınız doğru şeyleri yetmişinde sokamayız çok zordur.
Belli ideoloji sahipleri, farklı inanç mensupları, tek tip insan yetiştirme heveslileri, dinden diyanetten uzak bir toplum hedefleyenler çocukların hep bu dönemlerine müdahale etmişlerdir. Bunu bizzat bizim ülkemizde daha yakın zamana kadar çok gördük. İlkokulu bitirmeden bir çocuğa kuran eğitimi vermek suçtu. Bu yasağı ihlal edenler soruşturmalara muhatap olurdu. Çocukların o dönemlerinde kur’ana, namaza ve camiye teşvik edilmelerini “genç dimağların beyinlerini yıkamak” olarak algılanırdı. Aslında bu bizim kafamızda bile öyle yer etmişteki bilerek veya bilmeyerek yâda korku nedeniyle dikta yönetimlerin gönüllü savunucusu oluvermiş, çıkmıştık. Bu gün bile farklı nedenlerle de olsa böyle veliler var maalesef. “Daha küçüktür, onun namazla dinle ne işi olur, büyüyünce kılar, yapar” diyerek evlatlarına en büyük kötülüğü yapan baba ve annelere şahit oluyoruz. Büyüdüğünü ifade ettiğimiz, maharetlerini her defasında ifade etmekten zevk aldığımız evlatlarımızın ibadetlerini daha küçüktür gerekçeleriyle erteliyoruz.
Bugün kuran kurslarında 4-6 yaş arası çocuklar eğitim görüyorlar elhamdülillah. Orada çocuklar hem eğleniyor hem de bir kreş ortamında, özel eğitimli hocalar vasıtasıyla din, diyanet sevdiriliyor. Daha yeni bir haber: Server Gençlik Spor Kulübü Derneğinin teklifiyle, Milli Eğitim Bakanlığının onayıyla bütün İl milli Eğitim Müdürlüklerine gönderilen talimatla ” haydi çocuklar camiye ” kampanyası başlatıldı. “Namazı camide kıl, puanları topla, ödülü Kap” sloganıyla yürütülen bu kampanya büyük ilgi gördü.
Evet, çocukların eğitimi kadar onları nasıl ve ne şekilde eğitmek gerektiği de önemli. Her şeyden önce çocuklara bir iş yaptırmak istediğinizde onların ruh dünyalarına girmeli, ödüllerle motive etmelisiniz. Aslında ödül geçici, yalnız çocuğun dilinden konuşmak demektir ödül. Çocuk sevgiyle büyür. Sevgi ve şefkatle eğitiminde verimli olur. “Haydi, camiye çocuklar” dereken o çocuk gittiği camide hediye var diye düşünmeli. Büyüklerin, başlarını okşayacağı, ilgi göstereceği yerler olarak hayal etmeli. Günümüzde maalesef bir kısım cami cemaatinin yanlış davranışları, gülmeleri konuşmaları bahanesiyle çocukların temelli camiden uzaklaşmalarına sebebiyet verecek derecede. Çocuklara camide kızıp bağıran, kovan büyüklerin bu tavrı İslam’ı bilememekten, Peygamber’in hayatını tam anlamıyla özümsememekten, kulaktan duyma bazı bilgileri “doğru budur” diye kabul etmelerinden kaynaklanmaktır. Madem biz Peygamber’i yegâne örnek kabul etmişiz onun eğitim metodunu benimsemişiz o zaman onun hayatına bakmalıyız. Peygamberimizin çocuğa bakışı nasıldı? Onlara ne şekilde davranırdı?
O kâinatın Efendisi yegâne önder ve örnektir. Onun hayat anlayışında hiçbir zaman yıkmak, üzmek, insanları sıkıntıya sokmak, onları azarlamak ve gözden çıkarmak günahlarıyla baş başa bırakmak yoktu. O öyle bir muallim, öyle bir eğitmendi ki O’nun rahle-i tedrisatında bir damlacıkta olsa nasiplenen, Onun halkasında bir defa yer almış bulunan, Onun nazarına ve sözüne muhatap olan asla bir daha eski haline dönmesi mümkün olmaz, karanlığı olmayan bir gündüz yaşardı. Hele çocukların farklı bir yeri vardı O’nun gözünde. Büyüklere sıkı sıkı tembihlerde bulunur, asla onları ihmal edilmesine müsaade etmezdi. Çocukları öğle eğitirdi ki bunu başarmasındaki sırrı onların bir arkadaşı gibi olmasında görüyoruz. Çünkü çocukların seviyesine inmeden onları geleceğin mükemmel insanları haline çıkarmak mümkün değildir. Bu nedenle nerde bir çocuk görse selam verir hal hatır sorardı. Çocukların öz güveni artardı, değerli ve kıymetli oldukları kendilerine hissettirilirdi. Hastalandıklarında ziyaretlerine gider, hatta onlarla şakalaşırdı. Camide hutbe okurken koşa koşa kendisine doğru gelen torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’i gördüğünde hutbeyi keserek inip kucağına alarak tekrar hutbesine devam etmesi ne büyük dersler içermektedir değil mi?
Namaz kılarken sırtına binen torunu hevesini alsın diye secdesini uzatan bir peygamberin ümmetiyiz biz. Namaz esnasında bacaklarının arasından geçmek isteyen çocuk geçsin diye bacaklarını aralayan bir peygambere iman eden Müslümanlar olarak nasıl olur da büyük bir hevesle gelen çocukları camiden kovarak cami ve cemaat düşmanı haline getirebiliriz.
O çocuk camiye geldiğinde, babasının namazını anlamaya çalışıyor, aslında annesinin cemaat halindeki durumunu inceden inceye süzüyor; anlam vermeye uğraşıyor. Amcasının, dayısının, abisinin sağına geçiyor, bakıyor; soluna geçiyor, bakıyor. Bazen de cemaatin önüne geçip adeta fotoğraf çeker gibi poz yakalamaya çalışıyor. Evet, çocuk boş bir kaset gibi her şeyi kayıt altına alıyor, bilincine yerleştiriyor. İleride kul olmak adına onları kullanacak çünkü. Bırakın, dinin direği namazı bir çırak gibi incelesin. Camide bir mimar edasıyla hareket etsin. Büyükler olarak namazın tahsilini gördüyseniz, anlamına vakıf olduysanız anlatın namazı, camiyi, cemaati, mihrabı, minberi, kürsüyü cem olmayı, bir olmayı, cemaatle birlik olmanın arasındaki kuvvetli bağı… Aksi takdirde çatık kaşlı, eli sopalı, çocuklara bağıran, çağıran, camiden onları kovan insanlar olarak fotoğrafınızı çeker de, huzuru mahşerde aleyhinize delil olması için önünüze koyar o çocuklar. Allah muhafaza!
Selam ve ua ile….

KAYSERİ ANADOLU HABER GAZETESİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir