Dünya-Ahret Dengesi

“Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık” (Kamer, 49) buyuran Allah, kâinatın düzenini bozmamayı, dengeli ve ölçülü bir şekilde yaşamayı biz insanlara emir buyurmaktadır. Şu kâinatta hiçbir şey yoktur ki belli bir düzen ve denge üzerinde hareket etmiş olmasın. Bu düzende zerre bir sapma olsaydı kâinat yok olur, giderdi. Adeta kâinatı andıran geniş ruh haleti içerisinde olan insan da hayatını Allah’ın koyduğu kanunlar ve ölçüler çerçevesinde geçirmesi gerekir.
Denge, hayatın olmazsa olmaz kuralıdır. Dengeyi tutturduğunuz müddetçe verimli ve huzurlu bir hayatı yakalamanız mümkün olabilir. Bütün olumsuzluklar ve sıkıntılar her hususta ifrat ve tefrit arasında olamamaktan kaynaklanmaktır. Vasat çizgi ve ölçü aslında her şeyle alakalı bir durumdur. Bir insan aşırı yer ve içerse, dengeli beslenmez ise sağlığını tehlikeye atar. Tedavi sürecinde doktorun tavsiye ettiği ilaç, nasıl olsa faydalı diye talimatın dışında kullanıldığında da zarar görür hasta. Sevgide denge, saygıda ölçü yardım etmede orta yol, çalışıp çabalamada sınır hep hayatın hassasiyetlerini ve kurallarını içerisinde barındırır.
Bir insan elini çok sıkıp tasadduk etmezse, cömert olmak niyetiyle saçıp savurursa dengeyi kaçırmış olur. Diyelim ki vakarlı olalım derken kibre, tevazu sahibi olmak düşüncesiyle, ölçü tutturulamasa zillete düşer insan. Mahlûkata karşı aşırı sevgide insanı saptırır. Öyle ki sevilen şeye ilah atfetmeye kadar götürür insanı. Zaruri ihtiyaçtır düşüncesiyle harcamalar lükse kaçsa israf hatasına düşer insan. İbadetlerde dahi vasat çizgi tavsiye edilmiş, insanın nefis gerçeğini görmemezlikten gelmememiz gerektiği vurgulanmıştır. Yani insana Allah taşıyamayacağı yükü yüklememiştir. Nefis terbiyesi bile usul ve belli bir denge içerisinde devam etmeli. Yani insan gibi bir yaşam, insan kadar yük yükleyebilmekle gerçekleşir. Nefsimizi ıslah edebildiğimiz oranında ibadetleri artırmamız söz konusu olur. Bu, dengeyi aşmak değil, nefse belli bir kabiliyet kazandırdıktan sonra belki yapılması gereken bir görevdir. Belli bir seviye ve kıvamı yakalamış Allah’ın veli kulları çok ibadet ederken o yaptıkları ibadet onların sahip oldukları makamlarının dengesini sağlamış oluyor. Herkeste aynı seviyede olmamakla beraber en asgarisi, her insanın farz olan ibadetleri güçlerinin yettiğince yerine getirmeleridir.
Hayat dengesi öyle bir şeydir ki fabrikanın çarkları gibidir; fabrikanın çarklarının dengeli ve verimli bir şekilde çalışması kadar hassastır; bir makinenin çarklarını döndüren bir dişli yuvasından çıkarsa bütün ayarlar bozulur. Bir makine çalışmayınca da tam kapasite çalışan bütün fabrikanın verimi düşer. Bu nedenle her şey yerli yerinde ve zamanında yapılmalı. Bunun gibi dünya ve ahret dengesi, hayatı idame ve idare etmenin dengesidir aynı zamanda. Çünkü dünyayı kazanalım ya da idare edelim derken ahretten vazgeçmek doğru bir şey olmayacağı gibi ahreti kazanayım derken dünyadan el etek çekmekte doğu bir şey değildir. Her iki dünyaya da çalışmamız gerekir. Biz insanlar olarak dünyanın faniliğini unutup dünyada devamlı kalıyormuşçasına ahreti öteleyerek yaşamayı tercih etmeye meyilli olduğumuzdan dolayı dünya zem edilmiştir. Çünkü dünya cazibesi ve aldatıcı özelliğini kullanarak insanları aldatıyor. Derler ki dünya evlenme teklif eden ancak hiç kimseyle evlenmeyen cilveleriyle güzellikleriyle ön plana çıkan gelin gibidir.
Belki sorumluluk alanıyla ilgili mesuliyetlerimiz gereği dünyaya çalışmamız gerekir bunu yaparken ahretle ilgili bir küçük ihmalkârlık nedeniyle ağır bir şekilde hesaba tabi tutulacağımızı da unutmamalı.
Allah’ın veli kulları dünyada mubah olan şeylerden bile kaçınırken ahretlerini riske atma ihtimali nedeniyle bunu yapmışlardır. Hâşâ bu mubah olanı haram kılmak değil, kendinden feragat ederek, mubah olandan dahi, ihtimal nedeniyle, haramdan sakınır gibi sakınma gayretidir. Bakın Peygamber efendimiz dünyayı hiç tercih etmemiş, ondan bir beklentiye girmemiş bununla beraber dünyevi işlerini ihmal etmemiş, ailesinin ihtiyaçlarını gidermiş, ihtiyaç sahiplerinin sıkıntıları ile ilgilenmiş, akraba ve dostlarını ihmal etmemiştir. Düşmanlar karşısında terakki etmeyi, daha donanımlı olmayı tavsiye etmiş, bütün tedbirlerden geri durmamıştır.
Bazı mütefekkirler dünyayı bir denize, akıp giden ömrümüzü de gemiye benzetmişlerdir. Denizde yol alırken o denizin azgın dalgalarına kapılıp alabora olup batma ihtimali de var, hedefe ulaşmak için ömür sermeyesi olan geminin idaresini çok iyi yapmalıyız. Ömür gemisinin dümenini elinde bulundurmayanlar, yolu yordamı iyi göremeyenler, rehberlerden destek alamayanlar hedefe ulaşamazlar. Tehlikelerle dolu bir dünyada yol alıyoruz, hiçbir zaman olmadığından daha çok korsanlar, hırsızlar ve arsızlar var. Öyleyse madem fırtınanın en şiddetli bir zamanında yolculuk yapmak mecburiyetindeyiz o zaman çok dikkatli hareket etme mecburiyetinde olmamız gerekmez mi?
Bütün bu hakikatler nedeniyle hayatı bir denge halinde yürütmemiz çok önemli. Dünya hususunda da ahret hususunda da vasat çizgiden ayrılmamalıyız. Bazıları ahreti kazanayım derken tamamen dünyadan el etek çekiyorlar. Bazıları ise kendilerini tamamen dünyaya kaptırıyorlar. Bir ölçü vardır “Dünyada kalacağın kadar dünyaya ahrette kalacağın kadar ahrete çalış”
Yüce Allah dünya ve ahret dengesini kurmamızı isterken ahretin esas olduğunu dünyadan da istifade etmemizi istemiştir. Buyuruyorlar ki:
“Allah’ın sana verdiğinden ahret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi sende insanlara ihsanda bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma! Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.” ( Kasas, 77)
Bu ayetle anladığımız; asıl olanın ahret olduğudur. Yani dünyayı ahrete faydalı olacak şekilde kullanmalıyız. Dünyada sahip olduğumuz her şey ahreti kazanmamıza vesile olmalı; diyelim ki bir insan çok zengin, o zenginlik şüphesiz Allah’ın kuluna bir ihsanıdır. Madem Allah bize ikram ve ihsanda bulunmuş, onun şükrünün gereği olarak bizde ihtiyaç sahiplerine ihsanda ve ikramda bulunmamız gerekir. Allahın nimetlerine rağmen, cimrilik adında ki dengesizlik sahip olduğumuz her şeyi elimizden gitmeyecek gibi düşünmemizden, verilen şeylerin emanet değilmiş gibi davranmamızdan kaynaklanmaktadır. Başkalarına yardım ederken başa kakmak ta başka bir dengesizlik olarak kabul edilmelidir. Bozguncular inanç hususunda ibadet ve ahlaki konular kısaca bütün eylem ve davranışlarda Allahın kanunları ve nizamı dışında kendilerince yol tutturan insanlardır.
Bütün bu anlatılanları dengeye oturttuktan sonra insan olarak, dünyadaki nimetlerden de helalinden, meşru ve ölçülü bir şekilde harcamamız gerekir. Daha fazla tasadduk için daha çok kazanma isteği aç gözlülük değil, ahrete yönelik bir davranıştır. “veren el alan elden üstündür” buyuruyor” Kâinatın Efendisi.
Peygamberimiz dünya-ahret dengesini ne güzel ifade buyurmuştur:
“Dünyanızı iyileştiriniz ve ahretiniz için çalışınız”
“Dünyayı hakir görmeyiniz. Zira o ahreti kazanmanın vasıtasıdır”
“Dünya ahrete götüren bir yoldur. Ey ümmetim! Siz insanlar üzerine yük olmayınız”(İbni Ebi’d- Dünya)
Evet, dünya ahretin tarlasıdır; tarlaya verilen değer kadar dünya sevgisinin dengesini kurabiliriz. Dünyayı sevmek, ibadet ve itaatler için önem arz eder. Şartları iyileştirilmiş iyi bir dünya, huzurlu bir şekilde kulluğumuzu yerine getirebilmemize vesile olur.
Son söz olarak şu ayetle bitirelim:
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ve ahrette de iyilik ver. Bizi ateş azabından koru.”(Bakara,201)
Selam ve dua ile…

https://www.dinigercekhaber.com/dunya-ahret-dengesi-makale,136.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir