Peygamberi Anlamak

Nevlid-i Nebi Haftasıyla, çeşitli etkinliklerle Peygamberimizin doğumunun sene-i devriyesini yâd ediyoruz bu günlerde. Bu vesileyle Onu anlamaya çalışıyoruz. Burada önemli olan ne? Anmak mı anlamak mı? Elbette ki Anlamak için anmak gerek. Yalnız eylemlerimizi anlamlı hale getirmek için de yaşamak şart. Yoksa kutlamalarımız sadece slogan ve heyecan törenine döner. Birazcık ruhi rahatlığın dışında elimize hiçbir şeyde geçmez.

Mekke’nin bataklığından kurtulup, medeniyetin inşası için Medin’e yolculuğun çilelerini yaşamaktır Peygamber’i anlamak. Medine de hasretle bekleyen çoluk çocuk genç yaşlı demeden Allah Resulünü bağırlarına basmanın sevincine ortak olmaktır birazda. Cahiliye dönemini asrısaadete döndürebilmenin güç ve iradesini, ihlâs ve samimiyetini Peygamber’in hayatından gözlemlemektir… O’nu anlamak varoluş hakikatini okumaktır. Ama her şeyi okumak; kâinatı, insanları, hayvanatı nebatatı, olayları ve insanlığın içler acısı halini. Peygamber’in risaletten önceki, nur dağında okuyuşu gibi! Mekke’yi okumalıyız! Mesela asrısaadetten önceki, namı değer, cahiliye dönemini andıran günümüz cehaletini okumalıyız. Sonra Medine merkezli İslam medeniyetinin kuruluş sürecini günümüze uyarlayarak okumalıyız. Birçok insanla bir arada yaşama prensiplerini öğrenmeliyiz. Münafıklar ve İslam düşmanları karşısında fitnenin ve tefrikanın izale edilişine şahit olmalıyız.

Kâinatın ayetlerini anlamaya çalışırken, ilim ve irfanla peygamberin hayatını kuranın penceresinden görmek için de kitabın ayetlerine kalp gözüyle göz gezdirmeliyiz. Yani kuranla Peygamber’i Peygamber ile kuranı anlamalıyız.

Beşer onu anlatmaya gücü yetemez. Ne kadar anlatırsak anlatalım O’nun değeri artmaz, anmadığımızda O’nun değerinden hiçbir şey eksilmez. Ancak sözlerimiz onu anlatarak kıymetli hale gelir. Onun boyasıyla boyandığımızda, onun yoluna ram olduğumuzda terakki eder, hem dünyamızı hem de ahretimizi mamur hale getirebiliriz.

Onu Allah övmüş, kâinata övdürmüş; O’nu Allah sevmiş, mahlûkata sevdirmiş. Onu âlemlerin var edilmesine vesile kılmış.

Şair ne güzel söylemiş Onun hakkında:

“Ya Resulülah, eğer sen gelmeseydin âleme,

Güller açmaz, bülbül ötmez, meçhul esma Âdeme,

Varlığın manası kalmaz, gark olurdu mateme.”

Yüce Allah, Resulü’nün bizler için örnek teşkil ettiğini, O’nun ahlakının en güzel ahlak olduğunu şu ayetlerde bizlere bildiriyor:

Andolsun ki, Resulüllah’ta sizin için; Allah’a ve ahret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için bir “üsve-i hasene” vardır.” (Ahzâb, 21)

“Şüphesiz Sen yüce bir ahlâk üzeresin!” (Kalem, 4)

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının” (Haşr,7)

Kurtuluşa ermenin, rahmete nail olmanın yolunu da yine Allah ve rasulüne itaat etmekten geçtiğini şu ayetleriyle bize bildiriyor Yüce Allah:

“Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiştir.”(Ahzap, 71) Başka bir ayetinde ise: “Allah’a ve Resulüne itaat edin ki rahmete kavuşasınız”(Ali İmran ,132) buyurarak uyarıyor Rab’imiz bizi. O, öyle bir önder ki, Allah, kendisine itaatten hemen sonra ona itaati emretmiştir:

Evet, bunun gibi birçok ayetinde Allah, Onu övüyor, âlemlere rahmet olarak gönderildiğini bildiriyor. Bize çok düşkün olduğu haber veriliyor. Demek ki Allah’ın emrini yerine getirmek O’nu anlamaktan geçiyor. Kur’anın yaşayan canlı örneği Peygamber her şeyiyle, her konuda bizler için en büyük önderdir. Adeta Allah, bütün insanlığın yükünü onun sırtına yüklemiş ki insanlar için en güzel örnek teşkil etsin.

Bu kutlamalar vesilesiyle O’nu anarken, mübarek simasıyla dahi insanları hidayete erdirdiğini dinledikçe tebessümlerimize onun muhabbetini sindireceğiz. İşkence ve zulmün en ağırına muhatap oluşu karşısında ki eşsiz ve örnek tutumuyla, insanlara beslediğimiz kin ve nefreti, kalbimize ağırlık veren husumetleri söküp atacak, O’nun dediği gibi diyeceğiz: “Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, bilseler yapmazlardı.” O’nun rahmet kurnasına kalbimizi dayadığımızda merhametimizden kimseyi mahrum etmemeyi öğreneceğiz. Zayıf iken sabretmenin zırhını kuşanacak, güçlü iken affetme erdemliliğini öğreneceğiz.

Evet, onu anlamak, tevazünün insanı yücelttiğini, kibrin ise zelil ettiğini, küçülttüğünü görmektir. O tevazuuyla yegâne insandı, kul Muhammet olmayı kabul edip, mesajın en âlisini vermişti kendini bulmak isteyenlere.

“Dünyayı isteyen istesin ya Ömer! Bize ahret yetmez mi?” derken, geçici olana gönül koymanın tehlikeli olduğunun dersini vermiş, ama gözlere ahretin yolunu göstermişti elinden tutarak insanların.

O’nun kapısına gelen boş dönmemiş, ondan enam uman yardımsız kalmamıştır. Olursa, verir olmasa vermeyi taahhüt ederdi. Vermeyi öğretmiştir bizlere O. Biz vermenin üstünlüğünü görürüz onun hayatında. Dünyayı verirken ahreti kazanmanın akıllıca ticaret olduğunu biliriz onun anlayışında.

Sevgi, insani erdemlerin başında gelir. Bir insan sevgi sahibi ise, o canda canan, o gönülde can var demektir. Bütün mahlûkatı severdi O. Sevgi yumağıydı adeta. İnsanı insan diye severdi. Nefsi için kimseye kin gütmezdi. Onun yanında emniyet içerisindeydi herkes. Biz

Ondan sevginin genişliğini gördük, Onun sevgisinde rıza-i ilahi gözlemledik. Onunla menfaatsiz sevmenin tadını taddık.

O düşmanlarını dahi affederdi. Çünkü insanı kayıp etmek işin kolayını tercih etmektir. Kendisine ağır gelse de ahret için kazançlı olanı severdi. Hele Mekke’yi teslim almak için şehre girerken devesinin sırtında secdeye kapanışı var ki, mutekebbirlerin dizlerinin bağını çözecek özellikte. Onun hayatında öç almanın, intikam almanın zayıflık olduğunu, affetmenin gücü temsil ettiğini anladık.

Onu anarken nezaket zarafet iffet hayâ edep ve ahlakın ulvi esintilerine şahit oluruz. Anarken hakka hakkaniyete verilen hassasiyetin zirvelerini tahlil ve analiz ederiz.

Onu anmak, anlamak, anladığımızı yaşamak ümidiyle…

http://www.kayserianadoluhaber.com.tr/yazar/abdullatif-acar/peygambersavi-anlamak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir